Ritüellerin Gücü Adına

En son güncellendiği tarih: Nis 4

YAŞAMDAN DAHA ÇOK KEYİF ALMAK İÇİN RİTÜELLERİN KEYFİNİ ÇIKAR

Ritüeller geçmişten bu günümüze kadar gelen bazen tek kişilik, bazen de bir grup tarafından düzenli olarak yapılan davranışlar bütünüdür. Ritüel kavramını açıklamaya çalışırken kitaplarını çok sevdiğim ve günlük ritüellerine sıkı sıkıya bağlı olduğunu bildiğim Haruki Murakami’nin sözünü sizinle paylaşmak istiyorum:Tekrar etmek başlı başına önemli bir şeydir; bir tür hipnotizmadır. Daha derin bir ruh haline geçebilmek için kendimi hipnotize ediyorum.”

Kendi ritüelimizi oluşturmak beyni eğitmek demektir. Her gün yatağınızı topladıktan sonra biraz yoga çalışması yapıyorsanız. Beyniniz yatağınızı toparlarken bir sonraki adım için programlanıyordur. Her gün belli hareketleri takip etmeniz beyninizin ne yapacağına dair kaygılarını azaltıp yaptığı işe daha çok odaklanmasını sağlayacaktır. Bu yüzden tanıdığımız bir çok ünlü sanatçının belki de size tuhaf gelebilecek sağlam kişisel rutinleri var. Bu rutinler sayesinde daha yaratıcı olabiliyor daha çok ana odaklanabiliyorlardı.

Bazı Bilim adamı ve Sanatçıların kişisel ritüellerine bir göz atalım.


HARUKI MURAKAMI

Yaşadığımız dönemin en iyi romancılarından Murakami’nin çalışma ve günlük hayat ritüelleri “sabah horozu” sınıflandırmasına giren türden. Murakami’nin roman yazdığı dönemlerde günlük ritüelleri şu şekilde; sabah dörtte kalkıp ara vermeden beş-altı saat yazı yazıyor, öğleden sonra koşuyor veya yüzüyor, günlük işlerini hallediyor, kitap okuyup müzik dinliyor, akşam yemeğini yiyor ve en geç dokuzda yatıyor.

Ayrıca bu rutini asla bozmadan uzun dönemlerde sürdürmeye dikkat ettiğini de üstüne basa basa söylüyor. Murakami, bu hayat tarzının sosyalleşme olanaklarını ve saatlerini kısıtladığını kabul ediyor. Akşam dokuzda yattığı ve Tokyo şehri sınırların dışında, taşrada yaşadığı için sosyal hayatının sıfıra yakın olduğunu ekliyor.

Sosyal hayat eksikliği Murakami’yi üzmüyor çünkü, hayattaki önceliklerini belirlemiş ve her şeye zamanı yetemeyeceğinin bilincinde. Bu durumu kendi sözleri ile şöyle özetliyor: “Her yeni kitabım öncekinden iyi olduğu sürece, ne tür bir yaşam biçimi benimsersem benimseyim, okurlarım bunu kabul edecektir. Bir romancı olarak benim görevim ve en önemli önceliğim bu değil mi?”


FREUD

Psikanalizin kurucusu Freud’a göre çalışmadan geçen bir hayat boş bir hayattı. Çalışmalarında rahat olabilmesi için eşi Martha, kocasının günlük rutinlerini çok detaylıca planlıyor ve uygulamasında yardımcı oluyordu.

Martha, Freud’u her sabah yedide uyandırır, kahvaltıdan sonra berbere sakallarını düzelttirirdi. Sekizden öğlen 12’ye kadar analiz hastaları ile seanslara girerdi. Öğle yemeğini tam birde yerdi ve yemekte pek konuşulmasından hoşlanmazdı. Yemekten sonra Viyana Caddesi’nde tempolu bir yürüyüşe çıkardı. Yürüyüş sırasında genelde puro satın alır ve matbaasına uğrardı. Puroları, Freud’un en yakın arkadaşlarıydı. Yaşlılığında doktorların uyarılarına kulak asmayarak günde yirmi adet purosunu içmeye devam etti.

Öğleden sonra üçte işinin başına geri döner ve akşam yemeğine kadar çalışırdı. Akşam yemeğinden sonra ailesi ile biraz sosyalleştikten sonra çalışmaya geri dönerdi. Gece en erken birde yatar ve bu saate kadar işi ile ilgili kitaplar okur veya psikanaliz dergilerinin yazı işleri ile uğraşırdı.


SİMONE DE BEAUVOİR

21. yüzyılın en önemli filozoflarından ve aynı zamanda Sartre’nin sevgilisi ve hayat arkadaşı olan Simone’un hayatını; yakın arkadaşları “çalışmalarını eksiksiz yürütebilsin diye özellikle oluşturulmuş bir sadelik” olarak tanımlıyor.

Tek başına Paris’te 1+1 bir apartman dairesinde yaşayan Simone, sabah kalkıp çayı ile saat on gibi masa başına geçer ve bire kadar aralıksız çalışırdı. Öğle yemeği için arkadaşları ve Sartre ile buluşur, çok sosyal ve uzun bir öğle yemeği faslı yaşardı. Öğleden sonra Sartre’nin apartmanına geçer ve üç ile dört saat arası da burada çalışırdı. İkisinin de çalışmaları bittiğinde, birlikte arkadaşları ile dışarı çıkıp o günkü işlerini kritik ederlerdi.


KİŞİSEL RUTİNLERİMİZİ BİR RİTÜELE DÖNÜŞTÜRELİM.

Peki ama biz kendi kişisel ritüellerimizi nasıl geliştirebiliriz?

Ritüeller dünya çapındaki yazarların ya da sanatçıların kullanımına özel değildir. Hepimiz her gün, – çalışanlar, yöneticiler, takım arkadaşları ya da ebeveynler olarak – değişen ölçülerde ve biçimlerde ritüeller uygularız. Rolünüz ne olursa olsun, bir ritüele sahip olmak beyninizin hataya çok daha adaptif bir cevap vermesini kolaylaştırır. Zihinsel performansınızı yükseltmek, iş stresinizi azaltmak ya da genel anlamda ‘iyi hissetmek’ istiyorsanız, kişisel bir ritüel oluşturmanızda fayda olabilir.

Işte bazı tüyolar:

  • Güne bir ritüelle başlayın. Ritüeller sabahları özellikle önem taşır çünkü size taze bir başlangıç hissi sunarlar. Pek çok başarılı girişimcinin de sabahı ve dolayısıyla günü kazanmak için ritüellere başvurduğu bilinir. Örneğin uyandığınız gibi telefona sarılmak yerine mumunuzu yakıp güne iyi niyetlerle başlamak adına kısa bir sabah meditasyonu harika olacaktır. Ya da sıcak bir kahve ve harika kokulu mumunuzla sabah serinliğinin tadını çıkarabilirsiniz .Başarıyla tamamlanan bir ritüel (günün ilk görevi) sonraki tüm görevler için size ihtiyaç duyduğunuz güveni verir.

  • Günü bir ritüelle noktalayın. Bunun ‘yansıtıcı’ nitelikte bir pratik olması en iyi seçenektir. Böyle bir ritüel günün geneline ve olaylarına dönüp bakmanıza ve işlerin nasıl gittiğini değerlendirmenize olanak sunar. Belki de en önemlisi ritüelinizin kesinlikle kişisel olmasıdır. Bu davranışlar her şeyle ilgili olabilir ve her şeyle yapılabilir – onu kişisel olarak anlam ifade edeceği şekilde oluşturun.

  • Ve unutmayın, ne kadar size özel olursa o kadar etkili olur.

SEVGİ VE IŞIKLA ROSEBOTANİCO

20 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör